AFFET BENİ BİR AKŞAM ÜSTÜ !

2 Gün önce..

Bazen alışveriş gerçekten bir uyuşturucu etkisi oluyor. Yani kafanızdaki düşünceleri 1 saniyeliğine bırakabileceğiniz bir yer varsa onu seçin. Fırlatın gitsin. Asla bu kadar kolay olmayacağını biliyordum. Almak istediğim bilgisayarı seçerken kafamda bir çok düşünce vardı. Fiyatı , gerçekten verimli kullanacak mıydım ? , kalitesi , aldatıldığım , bilgisayardan beklentim , aldatıldığım , görünüşü. Gözüme en güzel aslında gelen en ucuz olduğunu düşündüğüm bir bilgisayara , tazminatım ile geçmesini hesapladığım süreyi yaklaşık 1 ay geri çekecek bir ücret ödedim. Artık dert edebileceğim farklı konularım vardı. İhaneti yenmiştim. Şimdi parasızlığı düşünmemem için hiiç bir sebep yoktu.

Tabi ki öyle olmadı.

Telefonum açmadığım onlarca çağrı vardı. Ve açmayacağımı düşündüğüm bir arama ile tekrardan titriyordu. Açtım. Duymaya ihtiyacım olan şeyler vardı. Nasılsa artık sakindim. Ne söylerse söylesin dinler , kabul etmez ve bu ilişkiyi bir golf sopası ile uzay boşluğuna gönderebilirdim. Bunları düşünürken dinlemenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyordum. Konuşsundu. Bu ilişki çoktan bitmişti zaten. Dinlemeyecektim , anlamayacaktım , ondan gelen hiç bir şeyi kabul etmeyecektim , söyleyecek çok şeyim vardı da asilliğimden susuyordum nasılsa. Bu kadar basitti.

Değildi.

Üzgündüm. Asaletimden değil yorgunluğumdan sakindim. Söyleyecek pek bir şeyim de yoktu. Kendimi kandırıyordum belki de dinlemem gerekiyordu. Ama anlayamıyordum. Telefonda bağıran biri vardı. Bir dakika sanırım sinir krizi geçiriyordu ve direksiyondaydı. Beni arıyordu her yerde. Bulunmak istemiyordum. Ama o an her şey önemsiz oldu. Ona bir şey olabilme ihtimali tüm aldatılmışlığımın önüne geçti. İhanet kötüydü. Ama onu kaybetmek kadar kötü değildi. Yalvarmaya başladım. Durması için ne söylemem gerektiğini bile bilmiyordum. Sadece sakinleşmesini istiyordum. Görüşelim dedim. Defalarca söyledim. Bu onu sakinleştirdiğini düşünene kadar söyledim. Tamam bir defa daha , son defa !! görüşmemizde bir sakınca yoktu. Anlatsındı bakalım. Ne anlatabilecekti. Bende inanacaktım. Alışveriş merkezinden çıktığımda çoktan gelmiş orada bekliyordu. Ağlamıştı . Bu yüreğimi okşuyordu ama bana iki haftadır bunca işkenceyi yapan ve bunu ihanet ile süsleyen de bu adamdı. Ona karşı yumuşamak istemiyordum. Yumuşamamalıydım. Başa dönmeliydim evet . Ne anlatabilirdi ki , o anlatsa ben inanacak mıydım. Benim bunlara karnım toktu. Sarılmak istedim. Whaat ? Peki neden bunu istiyordum. Ben bu durumu öğrenmeden önce zaten uyandığımda bu ilişkiden çoktan vazgeçmiştim. Şimdi neyin sarılma hissiydi. Toparlamalıydım . Ne anlatabilirdi ki ? Bir kere yapan bir daha yapardı. Bu gerçekle bir ilişki devam edemezdi. Güneşte yemyeşil mi oldu o gözler şimdi ? Anlatsındı. ” Ben senin hayatından gittim oğlum , hadi dur o sarı odalarda durabilirsen ” diye başlayacak sonra , Ajda Pekkan – Yeniden başlasın ile arabaya binecek ve gidecektim. Ben bu kadar güçlüydüm. Kimse bana bunu yapamazdı.

Çimlere oturdum. Ayakta durabilmek için almam gereken besini almayalı çok uzun zaman olmuştu. Ajda Pekkan bir kaç dakika daha bekleyebilirdi. Vee işsizliğim süresince ilk iş görüşmem 30 dakika sonraydı. Harika. Ben ise tüm gece nerdeyse hiç uyumamış ve kendimi sokağa atarken sütyen bile takmamıştım. Yüzümü yıkadığımı dahi sanmıyorum. İş görüşmesi için son derece hazırdım. Ben ise çimlerde oturmuş bana mantıklı bir kaç söylemesini istiyordum. ” Sen ittin beni , sen sürükledin” dedi. What ! Mantıklı bir şeyler istedim. Bu suçu üstünden atmanı istemedim. Anlatıyordu . Dinlemiyordum. Tek istediğim benim kadar onun da canının yanmasıydı . Tek yapabildiğim hakaret etmekti. Kendini ifade edemedikçe öfkelenen biri ile karşı karşıyaydım. Önce ağlayıp sonra aynı yerden saniyesinde kıran. Problemi vardı anlıyordum. Kişilik problemi . O an hayatta başka bir yolunu öğrenmiş olsaydı eğer karşımda durabilmenin onu seçerdi biliyorum. Onu iyi tanıyordum. Ama bu ilişkinin devam etmesi için hiç bir sebep kalmamıştı.

Yanında geçen 10 belki 15 dakikanın ardından gitmek istediğimi söyledim. “Gitme” dedi – “Git” dedi. Artık olmayacağını biliyorduk. Emindik ve mahvolmuş bir ilişki ile 1 gün daha geçirmek istemiyorduk. Bitmişti. Sadece veda edemiyorduk. Son hızla uzaklaştım oradan. İzimi kaybettirdim. sonra bir yerde oturdum. Şimdi ne olacaktı. Artık Pamuk yok muydu ? Yok artık tabi ki yoktu ! Bir daha asla olmayacaktı çünkü beni harcamıştı. Onu çok özleyecektim. Artık yoktu. Hoşçakalsındı. O istese ben istememdi. O an en azından öyle düşünüyordum.

Sonra eve gittim. Umarım eve de gelmesindi. Bitmişti bu iş. Rüyasında görürdü artık beni rüyasında. Hey yavrum hey. Bir sigara daha içeyim. Sonuç olarak üzgünüm. Aldatıldım. Bir sigara daha mı içsem. Yok yok oturmakla olmazdı bu iş. Şimdi tam da Girl Power zamanıydı.  Yeniden başlasındı o zamaan !

Yeniden başlamasının ardından yaklaşık 45 sonra biricik arkadaşlarımın yanındaydım. 2. Katta yatak odası ve diğer yatak odası arasında kucağımda bir bebek ile 59534 turumu atıyordum. Hani içkiler ? Hani çılgın her şeyi sildiğimiz danslar. Saatin 18.00 olmasının da etkisi olabilirdi bu farklı bir konu ama kucağımda bir bebek oluşu ve benim elimde bira şişesi ile çılgınca dans etmediğim gerçeğini değiştirmiyordu . Olsundu alışırdım. Zaten çokta yorgundum. Bebeği söyle yatağa koyup yanına kıvrılsam mı dediğim her anda bu mucizevi bebek bunu hissediyor ve en annesinden yardım dilenir , bu kadın bana bakamıyor ses tonu ile ağlamaya başlıyordu. Ve iki oda arası turlarımıza bir yenisini daha ekliyorduk. Yaklaşık yarım saat daha uyumamasının üzerine yorgan ile sallama kararı almıştık. Bir yandan yorgan ile bebeği sallıyor , bir yandan sevgili kankimin söylediği ” arkadaşım eşşek ” şarkısında bir damla göz yaşı bırakıyordum. Bu ayrılık hayal ettiğim gibi devam etmiyordu. Sanki çarklardan biri takılmıştı , sanki kaset bozulmuştu , CD çizilmişti de yeniden başlayamıyordu. Neyse ben bunları düşünürken bir yandan kontrol ettiğim de L bebek uyumuştu. En ivedi , en seri halimle onu ana kucağına attım. Bu birbirimizden ayrılmadan geçen 68. dakikaydı. Ve anneliği zorluğunu anlamam ve bunu konuyu kapatıp rafa kaldırmam için yeterliydi. Koskoca 68 dakika … Kendimi 82. dakika da falan düşünemiyordum ki. Uyudu .

İşte şimdi yeniden başlasındı. Başlamaya kısa bir mola vermiş gibi düşünmem gerekiyordu. Şimdi Girl Power zamanıydı. İyileşecektim. Acımayacaktı bile artık. Hey yavrum hey. Şimdi beni çukura iten hayat düşünsündü.

Öyle olmadı. Tüm gece engellenmiş mesaj bildirimi bekledim telefonumda. Sadece dört mesaj gelmişti. Son nokta olmalıydı bu herkesin niyeti belliydi. Çokta umurumdaydı ! Telefona bakıp mesaj beklemeyecektim. En yakın arkadaşımlaydım nasılsa. Şimdi derin bir uyku çekecektim ve sabaha en zor geceyi atlatmış olacaktım. Yorgundum nasılsa. Çok yorgundum. Yatağa girdik. N her zaman ki gibi eski sevgilisi ile yaptıkları bir alışkanlığını hala devam ettiriyordu. Youtube dan bir masal açtı. Aylar olmuştu ilişkisi biteli. Ama o bu alışkanlıklarını hala devam ettiriyordu. Bu bir bağdı aralarında. Masal bitmişti . N uyku kıvamındaydı artık. Bende uyurdum nasılsa hemen.

Yaklaşık 55 dakika telefonumu kurcaladıktan sonra gözümü dahi kapatamıyordum. Kapattığım anda çok daha kötüydü bazı şeyler. Uyumak bu kadar zor olmamalıydı. 15 dakika da tavanı izledikten sonra karar verdim. Evime dönecektim ! Hem yolda malum evin önünden geçerken bakardım arabası oradaysa görürdüm. Ve kafamda her şeyi netleştirebilirdim artık. Onun nasıl biri olduğuna dair. 70 dakika uyuyamadığım sürecin ardından 7 dakika içerisinde gitmeye hazırdım. Saat çok geçti ve yolum 1 saatten fazlaydı. N ben gidiyorum dedim ve neredeyse cevabını bile beklemeden yoldaydım.

Gidiyordum. Yüreğimde ve boğazımda garip bir yumru ile. Ne göreceğimi ve gördüğüm her hangi bir şeyin beni sevindirecek mi yoksa hiç bir şey değiştirmeyecek mi olduğunu bilmiyordum. Malum evin önüne geldim. Işıkları yanıyordu ama araba yoktu ! Devam ettim. Sonra durdum . Bir dakika dedim alenen park edilmemiş olabilirdi. Geri döndüm. Ve apartmanın köşesinden doğru patika yola girdim. Bingo. Araba buradaydı işte. Biliyordum ! Lanet olsundu. Anahtarımı kontaktan çıkardım ve arabadan indim. Gözüm dönmüştü. O arabayı çizmemem için hiç bir sebep yoktu. Hatta neden çizeyim kaputa güzel bir veda mektubu bile yazabilirdim. Araba doğru yürüdüm. Bir dakika. Arabadan iniyordu. Whaat !

“Buraya geleceğini biliyordum seni bekliyordum. ” dedi.

Kan beynime sıçramıştı. Tüm gün kaçmıştım ! Şimdi bu kadar kolay yem olacağımı hiç düşünmemiştim. Gözüm döndü. Yine muhtemel en geniş saygı sınırları içerisinde ağzıma geldiği kadar sövüyordum. Hepsine hakkım vardı.  Hepsini söylemeye. Olabilecek en çirkin karakterime büründüm. İçim acı doluydu. Ve bununla nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Sakinlikle ve gözyaşları ile karşılıyordu benden gelenleri. Neden ? Bana haftalardır yaptığın işkencelerden , kalp kırıklıkların umurumda değil vb bunca şeyden sonra neden karşımda ağlıyordun. Aman tanrım ! Ne çok farklı karakterin vardı bana . Çok yorgundum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Yere oturdum. Bunca şeyi yapmış olmana rağmen , beş saniye önce bana dokunmanı bile istemezken şimdi yerde karşıma oturmuştun. Hem de o malum evin önünde . Yerde oturuyorduk. Ağlıyorduk. Elimi tutuyordu. Elini tutuyordum. Bunu istiyordum. Beni bıçaklayan o dahi olsa yine onun kollarında ağlıyordum. Bağırarak. Çünkü tonla acı vardı içimde. Tonla . Bitmiyordu çıkmıyordu içimden.

Uzun süre orada ağladık sanıyorum. Ki zaman kavramım yoktu.  Hayat kavramım yoktu. Her şeyin son bulacağı , dineceği noktaya koşmak istiyordum. Gücüm de yoktu. Tek yapabildiğim kollarında ağlamaktı. Kendimi güçsüz hissediyordum. Stockholm Sendromu gibiydi. Katilime mi aşıktım ? Bence evet. Sizin de benimle aynı fikirde olduğunuz konusunda netim.

Üşüyordum. Hava soğuktu. Yorgundum . Güçsüzdüm. Sanırım uykusuzdum . Titriyordum. Arabaya geçtik. Onu dinliyordum. Ve bu sırada kollarının arasındaydım. Bir dakika yumuşuyor muydum ? Anlamayı mı tercih ediyordum. Olamazdı. Olmamalıydı. Senden her çıktığında kendini aynı yere atan bir adam vardı. Bu ilk değildi. Benzer şeyler yapmıştı. Ve affedemediğim süreç neredeyse 6 ay kadardı. 6 ay affedemedim. Nefretle kavruldum. Bu ilişkiyi herkese zindan ettim ! Hayatımı , 27 yaşımı kendime zindan ettim. Ama gidemedim de Ne büyük kafa karışıklığı ! Allah belanı versin E. Bir süre sonra mutlu sabah kahvaltılarımız bitmişti , özenerek hazırlanan akşam yemekleri bitmişti , mutlu uykular bitmişti sadece uykular kalmıştı. Kendimi hapsetmişim. Sanki bir adım uzağa gidersem tüm kontrolümden çıkacakmış gibiydi. Dostlarımla görüşmelerim azaldı . Sanki bir adım uzaklaşsam bana ait oluşunu kaybedecekmiş gibi hissediyordum. Çünkü kabullenemediğim çok fazla şey vardı. Ve ben bunca zaman hep aynı şeyi düşünmüştüm bir kere yaparsa bir daha yapar ! Şimdi neydi bu bendeki çarpık düşünce. Bir daha yapacağını bildiğinden miydi bir adım dahi uzaklaşamayışın. Bıraksaydın gitseydi . Böyle ilişki mi olurdu.

Bazen gözünün önündeki şeyi görmek öyle uzun zaman alıyor ki .Bulduğunda aramaktan bitkin halde sevinemiyorsun bile. Gözünün önündeki o şey nerede diye döktüğün gözyaşlarını düşün. Aslında çok basitti. Giderse gitsindi. Bazen dağ olsan tutamazdın. Böyle söyleyince ne basitti :))

Başladığımız yerden ne kadar uzakta olduğumuzu fark ediyordum. En güvendiğin insan tarafından yaralanıyordu. Yok bana da yapmaz herhal… yaptı. Ne çok şey yaşanmıştı bizi bu noktaya sürükleyecek. Bir daha bekli asla yüz yüze bile getirmeyecek ne çok şey yaşanmıştı. Nasıl yani bir daha onu göremeyecek miydim ? Bunu düşündükçe biri sanki kalbimdeki bıçakları çeviriyor gibi hissediyordum. Onu göremeyecek olma ihtimali çok daha mı kötüydü hepsinden. Bunun kararını bir an önce vermek istiyordum. Çünkü kendi kendimi bu kararsızlık ile çürüttüğüm bir günüm dahi olmayacaktı. Bu ilişkiden çıktığımda asla eskisi gibi biri olmayacaktım biliyordum. Ama o zaman daha gelmemişti sanki. Yumuşuyordum , anlıyordum.

Şimdi belki düşünüyorsunuz. Nesini anlayabilirsin E. Muhtemelen yer değiştirmiş olsaydık ben de sizinle aynı şeyi düşünürdüm hatta sinirimden devam etmeyebilirdim okumaya. Ama ben anladım. Buraya yazamayacağım kadar çok şey yaşanmıştı. Herkesi bir yerlere bağlayan zincirin halkaları vardı. Dedim ya vardığımız sonuçlar hep sebep sonuç ilişkisiydi. Sadece sonuçtan uzaklaşıp sebepleri anlamak istedim. Öfkeli olmak istiyordum ama dinlerken eskisi kadar öfkeli olmadığımı fark ettim. Anlıyordum sanırım. Hala sanırım tabi. Öyle hemen net olmak yok. Hala ölçüp tartıyordum. Bu belki içimde ona verdiğim 2656562. şanstı. Net olmam için tek bir nedenim yoktu elimde. Ama yanında kalmak istiyordum. Hem zehrim hem panzehrim aynı yerdeydi. Gelişine vuracaktım artık hayata. Mücadele edecek gücüm yoktu. En azından bu gece yoktu. Karşımda çok uzun bir zaman sonra aşık olduğum adam vardı tekrardan. Bir süredir tanıdığım o yabancı gitmişti. Bu beni mutlu ediyordu. Harikaydı her şey. Karşımda tam bir çift karakter vardı sanki. Bununla baş etmek zordu.,

Ve artık tüm çarelerim tükendi. Eve gitmek istediğimi, başka zaman her şey biraz sakinleşince konuşabileceğimizi söyledim. Arabalarımıza bindik . Yol boyunca yine yarışıyorduk. Bu sanki bizim ilişkimizin fragmanı gibi gelmişti her zaman bana. Gaza basar onu geçerdim. Ama çok uzaklaşmazdım. O basıp beni geçtiğinde yavaşlar ve gidişini izlerdim. Bu her seferinde bana hüzün verirdi. Beni geçtiği her anda pes ederdim. Yine geçip gitti beni. Olabildiğince yavaşladım. Yarışmıyordum yine. Yine pes etmiştim. Yolumu bile değiştirebilirdim belki. Arar dururdu beni. Ama kaçacakta durumda değildim. Yoluma devam ettim. Kenara çekmiş beni bekliyordu. Devam ettik

Evin önüne geldik. Arabadan indiği gibi yanıma gelmişti. Sarılıp ayrılacaktık aslında. Bu kadar basitti. Ama hiç bir zaman onu böyle gözü yaşlı , pişman ve başına gelecekleri bekleyen korkmuş bir çocuk gibi görmeye dayanamadım. Omg . Bir gün dayasaydım belki başka yollardaydık. İstediğim bu muydu onu da bilmiyorum.

” Ayrı yataklarda benimle kalmak ister misin ? ” dedim. Ben ne diyordum. Hayatı gelişine vururken , topun hangi duvara çarpıp bana geri döneceğini bilmiyordum artık. Affedilmiş bir çocuk gibi sevinçle kabul etti. Geri dönüşü yoktu artık .Biliyordum.

Salondaydık. Tabbbii ki yatak odasında eskisi gibi sarılarak uyumayacaktık ! O kadar da değildi diye düşünüyordum. Salonda ayrı kanepelere yattık. Koltukları birbirine yaklaştırmıştı. Bedenimiz farklı koltuklarda , farklı yönlere dönük ama yüzlerimiz arasında bir karış bile mesafe yoktu. Elele tutuşuyorduk. Sadece birbirimize bakıyorduk ve bazen ağlıyorduk. Gülümsedim ona. Belki aylardır ilk defa ona gülümsediğimi fark ettim. Basit şeylerin yani gözümüzün önünde duran şeyleri ne kadar aradığımızı fark ettim. Sadece bir gülümsemeden birbirimizi ne kadar uzun zaman mahrum bırakmıştım. Belki de bir de böyle şans vermem gerekiyordu. Olabilecekse eğer . Yüreğim ferah bir şekilde . Yanına yattım. İlginçti. Çocuk gibi mutluyduk. Gülümsüyorduk sarılıyorduk. Ve ne yaşarsak yaşayalım yine aynı şekilde uyuyorduk. Yüz yüze . Burunlarımız arasına iki parmak dahi giremeyecek kadar yakın. Uyuduk..

Alarm ile beraber uyandım. Gözümü açtığımda gözü yaşlı bana bakıyordu. İlk bakışta anlayamadım. Sarıldı bana. Şükreder gibi sarılıyordu. Bende ona sarıldım. Gülüyorduk hem de saat sabahın daha  sabahın 9u idi ! Gülüyorduk mutluyduk. Garipti.

Şimdi sanırım bu yeni bir hikayeydi.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s