BİR BEN VAR BENDEN ÖTE

Merhabalar ,

  Benden duymayı beklediğiniz – komik , gerçekçi , yaşarken acı , gözyaşı dolu , okurken sizi kahkahalarla güldürüp , başka dünyalara götürecek – bir yazı yazabilecek miyim emin değilim. Ki her konuda olduğu gibi kendime bu konuda da duyduğum güven beni şimdiden 1-0 geriye itti .

Kendimize duyduğumuz özgüvenin derecesinin hayatla yaptığımız çift kale maçlarda bizi kazanmaya veya kaybetmeye sürükleyen en büyük unsur olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak her kişisel gelişim kitabında bağırdığı gibi “İnanmak başarmanın bir şeysidir” .Ama bu bir kişisel gelişim yazısı değildir. Ve ben bu yazıda özgüveni kenara koyarak şanssızlıklarımla ve yersiz özgüvenimle hayatta kendime ne kadar gol attığımı sizlere anlatacağım.  Ki buna rağmen eğer devam edersem ve sen de benimle bu yolculuğa çıkarsan KADIN zekasına duyduğum hayranlığı ve bunun yanında erkek zekasının ise süt reçelinden öte olmadığını düşündüğümü umarım sizlere ifade edebilirim. Sizin de fark ettiğiniz üzere ben profil fotoğrafımdaki gibi burnu kalp olmuş yavru bir Dalmaçyalı kadar sevgi dolu değilim. Neyse ki  Duru gibi – minnoş bir ev kedisi ? – kıvamında da hırslı bir insan değilim. Ama bende bazen –

ya da

HER ZAMAN bu ponçik , sevgi dolu , barış içinde kardeşçe el ele yaşadığımız  küçük dünyamızı yeterli boyutta bir satırla bir pasta gibi bölüp evrene doğru golf sopası ile her parçasını farklı bir yere fırlatmak istiyorum. Çünkü bütün suç yeryüzünün sonuç olarak. İnsan ırkının yüksek karakterli bireylerinin bu konu ile alakası hiiiç yok . Ve aslında ilk ipin nerede koptuğu çok önemli. Dengenin nerede yoldan çıktığı. Umarım bunların tamamı başımıza o “elma” yendi diye gelmemiştir.

   Bu ponçik dünyanın içerisinde bir de benim daha ponçik dünyam var. Hani kesersem siyah akar kanım sevimlilikten , mutluluktan öyle şeker bir dünya.

  Konuya şuradan başlamak istiyorum

 Mayıs 2018 .

 Kendimi tanımak için çıktığım , kararlarımın arkasında duracağıma inandığım. Hayatımı bu çerçevede sürdürmeye karar verdiğim bir sabaha uyandığımda hayatımın bir daha hiç eskisi gibi olmayacağını ( aklınıza iyi bir şey gelmesin ) , alt üst olacağını , kendimi ararken tamamen kayıp oluşuma uyandığım bir sabah. hoooşçakal eski hayatım diyerek kollarımı açmadım tabi ki .

İnsan yaşadığı şeyleri unutuyor. Hissettikleri kalıyor. Bugün düşününce o gün içimde garip bir özgürlük hissi vardı. Üstümden gömlek atmışım gibi. Ama ben kıyafetin esaretinden kurtulmak istiyormuşum gibiydi. Bende attım üstümden o gömleği. Arabama bindim. İşime gittim. Bir tarafa gelen rahatlık hissi , çok yüksek çoğunluk ile diğer tarafa yük olarak biner. Bende tam bunu yaptım. Kendi üstümden attığım ağırlığı gökyüzüne değil , bir yol arkadaşına yükledim. Hata mı ettim . Asla bilemem bunu. Çünkü ne daha önceki kadar severek bakabilirim o yürüdüğüm yola ne de allah kurtardı diyebilirim yaşanma ihtimali olan şeylerin yaşanmasına izin vermediğim için. Klişe olarak da şu sonuca vardım. Kendime yaptığımı düşündüğüm iyilik birine haksızlık etmediğimi inkar ettiremez. Çünkü üniversite de başlamış, kaderin olabildiğine inanacağın onca tesadüfün arasından yan yana birbirini görmeden geçen 4 senenin ardından en doğru zamanda aşık olunmuştu. Ve beraber geçen 3 sene . Beraber mezuniyet fotoğrafları , yüzlerce gülen fotoğraf , mutlu anılar. Ve sonra 3 senenin ardından 6 ay yaşanan uzak ilişki. Ne kadar doğru zamanda aşık olmuş dahi olsa son 6 ayın hayatımızda böyle bir sürece geleceğini hesaplayamadık . Onun erkek dolusu 9 ayını harcayacağı bir Akademide benim ise iş bulup hayatımı tek başıma yaşadığım bir dönem. Bu 6 aylık süreç benden “biz ” kelimesini aldı ve “ben” kelimesine doğru çok hızlı bir şekilde yol aldı. Kıvılcımlar alev oldu. Alevler evleri yaktı .En son kül olduğumu hissettim. Ve onu orada öylece bırakıp hayatıma devam ettim.  Kabul edebiliyorum şimdi bakınca haksızlık ettim.Kendi haklılığına koşulsuz şartsız inanmak isteyen biri olarak bu benim için uzunca bir süreç aldı. Ve tahmin ettiğiniz üzere bu konuyu rafa kaldırıp hayatıma devam etmeyi tercih ettim.

Ve bekarlık…

Kilom ; 63 , Saçım ; Siyah , Giyiniş ; Spor , Boy : 1,59 Özgüven : Yok

Kendime duyduğum öz güven nedeni ile düşündüğüm Öngörülen Başarı oranı : 0 , Tinder : Online .

Hayatın herhangi bir yerinden ayrılığımdan geçen 12 saatlik sürede beklediğim aydınlanmayı , o özgürlük ruhunu , alamadım. Bu 1 haftalık hatta 1 aylık süreçte hatta geri kalanında da aynı devam etti.Kendimi bulduğum tek nokta içinde mutaassıp bir karakter olduğumdu. Hayal kırıklığı.!

Bir süre sonra fark ediyorsun ki üstünde bir gömlek varken aslında dış dünya ile karşılaşmak daha kolaymış. Çırıl Çıplak kaldıktan sonra rüzgarda uçan her şey direk bedenine temas ediyor. Canının yanması daha da kolaylaşıyormuş. Ama vazgeçer miyim. Geçmem. İsterse fırtınalar kopsundu. O yola çıkılacaktı. Ben kimdim bulunacaktı.

Sonra süreç geçtikçe fırtınanın kendisinin ben olduğumu anladım. Fırtınaların içimde bastırılmış olduğunu fark ettim. Ben kimdim ? Neler severdim. Gerçekten kahve – yağmur ve sıcak patiklerim miydi mutluluk yoksa dışarıda ki yağmurda ıslanan saçlarım mıydı. Ben gerçekten yağmurları camın arkasından izleyenlerden miydim. Yoksa bedenini ıslatmasına izin verenlerden mi ?  Şimdi biliyorum. Ben yağmurları ,  fırtınaları camın arkasından izleyenlerden değilim. Ben yağmurda ıslanıp , fırtınalarda savrulan insanlardanım .Bunu yaşadıklarımdan , hayatımın gidişatını değiştiren adımlardan biliyorum artık . Siz henüz bu adımların ne olduğunu bilmiyorsunuz .

Eylül 2018

Kilom ; 57 , Saçım ; Sarı , Giyiniş ; Daha özenli / Hala spor , Boy : 1,59!  Öz güven : Yok

Tinder : Offline  Boyfriend : Online

Hayatımın Fon müziği : Cat Stevens – Wild World

Hayatım boyunca olduğu gibi bekar hayatım maksimum 1 ay falan sürdü. Babamla kurduğum eksik iletişim nedeni ile hayatım boyunca hep çok sevdiğim erkek arkadaşlarım vardı . Abi / baba vs tüm rollere girebilme potansiyeli taşıyan iyi kalpli çok insan girdi hayatıma . Gerçekten oturup sabaha kadar sevebilecek insanlardı. Bu seferki erkek arkadaşımda aynen öyleydi. Oturt sabaha kadar sevsin seni .Ama benim ihtiyacım olan  daha doğrusu hamle sırası evrende olduğu için , olması gereken gözlerim düşene kadar ağlamam gereken bir aşktı. Evren bana bunu vermedi. Dedim sen misin bunu bana vermeyen . VE RE CEK SİN.  Ben şimdi bu sevgi dolu çocuğu terk edicem. Çünkü ihityacım olan iliklerime kadar pişman olmaktı. ( Olmadım ) . Köfte iyi bir çocuktu.Siz onu böyle bilin. İzmir gibi bir şehirde muhafazakar yapısını korumak için ve bu sırada tek erkek evlatlarını muhafazakar bir kız çocuğu gibi yetiştirdiklerinin farkına varamayacak kadar gözü dönmüş bir ailenin biricik evladıydı. Yani kendi içine kapanmış , tecrübesiz bir adamdı . Ona da muhtemelen bu heyecan tatlı geldi ve 5 aylık ciddi bir dostluk yaşadık . Güldük , eğlendik. Ben bazen gülüp eğlenmedim çünkü çoookta eğlenebileceğim espiriler yapmıyordu.Sonra hiç gülmemeye başladım. Çünkü tadı kaçtı. Tabi ki her 20 li yaşlarındaki şımarık kız gibi ilgiden sevgiden sıkıldım.Ve Olduğu yerle asla Mutlu olamayan beni keşfettim. Bu kendimle ilgili keşfettiğim ilk şeylerdendir. Ben mutlu bir insan değilim.Bu nedenle gittiğim , geldiğim , olduğum , güldüğüm yerlerde çiçek falan açmıyor. Karşınızda tam olarak mutsuz bir insan profili var-mış.

Burnumun feci sürtüldüğü yerlere daha sonra geleceğim. Şu an için konumuz bu değil . 5 Aylık ilişkimin 3 ayı acaba ile geri kalan 2 ayı da ayrılma çalışmaları ile geçti. Tabi ki her medeni insan gibi oturtup karşıma ” canım Köfte ben senden ayrılmak istiyorum” diyemedim. Müthiş hırçınlıklar , şımarıklıklar ve benzeri gereksiz tavırlar ile karşımdaki insanı kırmaktan başka hiiç bir şey yapmadım .

Sevgili kendim : Ayrılmak istersen  düşün – tart ve söyle !

Öyle de kolay olmuyormuş. Köfteden ayrılmak uzunca bir süreç aldı. Saçlarımın okşanmasına ihtiyacım olan her an oradaydı. Biliyordum. O da bu ilişkiye devam etmek için elinden geleni yapıyordu. Bazen birini beklediğinizde eve girerken kapı önünde olsun istersiniz. Bunun ümidi ile yürüdüğünüz anlar olmuştur. Ya da bir köşe başında. Köfte çok uzun süre oradaydı. Elinde bir paket ile kapımın önünde , gece çalınan kapımda poşetle bırakılmış bir meyve ile bazen bir yemek ile köfte hep oradaydı. Ve işte kritik nokta. Eğer durmasını beklediğin kişi o değilse işler çığırından çıkıyordu. Köftecim hayır sen değildin o.

İşten çıkıp eve döndüğüm bir gün. Şehrimin en araba park edilmez güzide semti Karşıyaka da yaklaşık 45 dakika arabayı park etmek ve inip kaçmak arasında geçen süreçten sonra eve doğru yürüyordum. Köfte yine oradaydı. Bu beni hiç sevindirmiyordu artık. Çünkü bir insanı gözünün içine bakarak reddetmek onu incitmek kadar kendin için de kırıcı bir şey. Ve bunu ne kadar çok tekrarlarsan hırçınlaşmaya başlıyor , toparlayamaz bir hale geliyorsun. Köfte elinde bir paket tutuyordu. Büyük ! Bana bir hediye vermek istediğini söyledi. Kabul etmek istemiyordum çünkü Köfte bunun etkisi ile ona yine şefkat ile yaklaşacağımı , mahcup olacağımı biliyordu. OMG o sırada paketin içinden dev bir uçak maketi çıkardı . OMG. Bu çocuk nereye oynaması gerektiğini biliyordu. Ama kabul edemezdi ama çok güzeldi ama kabul edemezdim ama çok güzeldi. Kabul etmedim. Çünkü Köfte bunu hak etmiyordu. Çünkü ben insanlara hep hak ettikleri gibi davranırdım ! Ben kabul edemeyeceğim güzellikten ötürü gözümden bir yaş gelmek üzereyken Köfte şöyle dedi ” Ben düşündüm de biz neden evlenmiyoruz ? “

-Wtf

Git gide zorlaşıyordu. Köftenin sıralama olarak bir hatası vardı. İlişki devam ettirmek istemezken neden evlenmediğimizi sormak büyükten küçüğe olan sıralamada gereksiz bir sıçramaydı ! Aslında ilişkimizin asla evlilik ile bitmeyeceği konusunda en başından anlaşarak başladığımız bir ilişkiydi. Dedim ya Köfte ve ailesi ait oldukları ama yaşamadıkları toprakların kültürüne çılgınlarca bağlıydı. Ve benim hayallerim arasında muhafazakar bir aileye , burma bileziklerimle gelin gitmek gibi bir hayalim yoktu. Belime bağlamak istedikleri kırmızı kuşağı , kafama bağlayıp dans edecek bir tiptim. Vücudumda dövmeler doluydu. Ve yine muhafazakar bir aileye gelin gitmek gibi bir planım yoktu. Ve bunları medeni bir insan gibi söyleyip kırılabilme ihtimalini düşünmek yerine , hırçınlaşıp paramparça ederek çıkmıştım o arabadan.

Bir ilişkinin sonuna daha gelmiştik. Tam da istediğim güzellikte bitirdim bu ilişkiyi.

Köfte ile aynı yerde çalışıyorduk. Daha sonrasında benim de Köftenin de aklına gelmeyecek biri ile beraber olduğumda çok daha fazla kırılacaktı. Ve ben bunu onun gözünün içine baktığımda anlayacaktım en çok. Arabadaki son sahne belki onu en az kırdığım bir andı.  Sevgili Köfte , kırılan sen değildin bendim. Kırmaktan korkan bir ruhun panik ile nasıl paramparça ettiğini senden hemen sonra yaşayarak anlayacaktım. Sen değersiz değildin. Ben ve benim gibiler yapardı bunu. Belki kendini ifade etmede yetersiz belki de istediğin şeyi veremeyeceğini bilenler açık olamazlar her zaman. Açık olmamanın baskısı ile içindeki öfkeyi kusarlar. Sorun sende değil. Bizim gibilerde. Dengeyi bozan bizleriz. Bir gün umarım sen kırıldığın kadar kırarken bulmazsın kendini.

Ve bekarlık….

Kilom ; 56 , Saçım ; Sarı , Giyiniş ; Özenli , Boy : 1,59  Özgüven : Saçlarının okşanmasına , kapı önlerinde beklenmesine alışmış , şımartılmış özgüven

Öngörülen Başarı oranı : %100 , Tinder : Online 

Biraz ileriye gidicem

8 ARALIK

Bir insanı içine kadar tanımak kadar zor birşey yoktur bence dünya uzerinde. Sevgisini , mutluluğunu ,bekleyislerini , hayallerini , umutlarını bilirsin. Ama aynı zamanda mutsuzluklarini bilirsin. En korkunç kısmı da sevgisizligini kilometrelerce öteden tanırsın. Kilometrelerce öteden.. Bende tanıdım. Sonra düşündüm ” sahi ben ne istiyorum ? . Giderse gitsin miydi ? Bunca şey bir bosvermislik uğruna yaşanmış olabilirdi Allah aşkına . Biktigin  ya da vazgeçtiğin nokta mi bu. Şimdi ben tüm bunların neresinde , hayatımın hangi kırılma noktasını yaşıyorum. Allahim nolur yine sonuçsuz hirpalandigim bir gece daha yaşamak istemiyorum. Affedebilmek , unutabilmek istemiyorum. Hissizliklerimin belki ofkemin belki bir hırsın kurbanı olmak istemiyorum. Yaşananlara artik cevap arıyorum.

Uzun zamandır hiç böyle olmamıştı. Unuttuğum bakışlar yenilendi. Ben tanıdık öfkemin içinde kaybolurken , asla tanımadığım değil ama unutmaya çalıştığım duygularda kayboldum. Birikmişlikler mi?   Beni burada tutan şeyi biri bana artık açıklayabilir mi ?? Sinirlenmeye başlıyorum.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s