SEVGİSİZLİĞİNE BİR KALP VERMİŞ OLMA İHTİMALİM ????

Kilo : 51

Saç : Bakır

Giyiniş : Üstümden iki gündür çıkarmadığım sweat

Boy: Bu konu hakkında artık konuşmak istemiyorum.

Açlık : Uyandığımda karnım gurulduyordu. Bu gurultuya hala cevap vermedim.

Boyfriend : Allah onu kahretsin

Tinder : Patlamayı bekleyen bir bomba !!

Yoo kızmadım. Çok kızacağımı sanıyordum. Kendimi parçalayacağımı  , yerden yere atacağımı sandım. Ama kızmadım. Kızamayışıma kızdım önce bir süre. Beynimden akan kaynar su damlalarının soğumasını bekledim. İnsan bu süreçte çok daha iyi anlıyor vücudunun her zerresinde pompalanan kanı . O an daha gerçekçi geliyor kalbinin kan basıncının etkisi ve yaşadığın duygu yoğunluğu ile göğüs kafesinden fırlayıp bir kuş olup uçabilme ihtimalini. Yüzyıl gibi geçiyor zaman. YÜZYIL. Aynı anda milyonlarca düşünce ile değişen ruh halin . Bunların hepsi ile beraber geçirdiğin dakikalar , aklında bitmek bilmeyen onlarca düşünce. Ve sen. Duymak , görmek istemediğin her şeyi en teknolojik aletlere taş çıkartacak şekilde net canlandırıyorsun zihninde. Ve bunu kontrol edemiyorsun. Şimdi sana duyduklarından yadigar kalan ve senin zihninde canlandırdığın her şey ile yaşamayı öğrenmek zorundasın. HARİKA !

Yoo kızmadım. Beni bunca yük ile bir anda uzay boşluğunda bırakmana mı. Şaka mı yapıyorsun ? Tabi ki kızmadım. İnsan nasıl kızar emanet ettiği yerden bıçaklanmaya. Seni çok iyi anlıyorum Emre Aydın. Şimdi bağırmak istiyorum ” Bin bıçak var sırtımda biniyle de adaşsın ” . Her biri hayran mı sana hiç sanmıyorum. E o kadar da olsun demi .

Kan basıncının etkisi ile bir anda gözümde inen karartının ardından kendimi fark ettiğimde balkonda duran çiçeklerime dikmiştim gözümü. Aynı anda aldatılışımı , bunun yaşandığı pozisyonları , artık yeterince olgunlaşmış toplanmayı bekleyen limonlarımı , pozisyonları , su vermem gereken yasemini , ne zaman bu ihanete uğradığımı , bu bana nasıl yapılırı , saksıyı maviye boyayabileceğimi ve son olarak yine nasılını düşünüyordum. Nasıl ? Bunu bir sıfat ile cevaplamam gerekseydi ” İğreç ….” kelimesini seçerdim.

Size “Çukur İllüzyonu” n dan bahsetmiştim. Ve o anda oturduğum yerde etrafımı saran duvarları gördüm. Tekrar ediyorum. Çukur İllüzyonu dediğimiz şey sizi dibe çekmez. Sadece bakış açınızı kapatır . Bulutları , mavilikleri göremeyecek hale gelirsiniz. Hayır hayır hayır. Ben bu değilim.  Ne bulutu yahu aldatıldın ? Ne mavisi. Gözünü sevdiğimin siyahı. Şimdi her şey kapkaranlık. Tam istediğim gibi. Artık hiç bir şeyden keyif almamak için yeterli bahanem vardı. Başlarım mavisine. Siz yine yaptığımı da dediğimi de yapmayın. Ben sizin hayat koçunuz değilim . Kendi naçizane fikirlerimi sizlere aktaran , hayatının ellerinden kayışını debelenerek izleyen bir kadınım. Her şey her zaman olduğu gibi benim elimde. Ben sanırım bu şekilde yaşamayı tercih ettim. Öyle olması gerekiyor yani bence … Çünkü aksini minik kırık kalbim kaldırmaz.

Kulağımda konuşan adamın sesini duyduğumda tekrardan kendime geldim. Bundan sonrası sevgi dolu bir konuşmaydı. Çünkü aklımda bir soru vardı ” neden ? ” . Geri kalan her şeyi ben zaten zihnimde oturtmuştum. Dedim ya az önce net olarak izledim zihnimde .

Yeni yıla girdiğim o günden beri değiştiğimi hissetmiştim. Biri sanki içimi çürüten o öfkeyi almışlardı benden. O kızan , bağıran , ağlayan , ütü masalarını fırlatıp , kendini yerden yere atan o kadın yoktu. Bunu en iyi bu gün anladım ve yaşadığım o dakikaların etkisi ile en sakin ses tonumla o soru belirdi ağzımda ” Neden ? ” .  Bence en önemli soru buydu. Bağırmaktan daha zordu anlamaya çalışmak. Ve zincirin tüm halkaları gibi bu da önemli bir sebebe bağlı olmalıydı. O an gücümü hissettim. Neden sorusunu sorabilecek gücüm vardı ama anlayacak gücüm yokmuş. Konuşmanın geri kalan kısmında çokta güçlü kalmayı ve sakin ses tonumu korumayı tabi ki beceremedim. Ellerimde oluşan teri hissettiğimde ve telefonu kapattığımı fark ettiğimde ,  bedenim oradan uzaklaşmam gerektiğini söylüyordu. Bedenim hareket etmemi , yoksa olduğum yerde bir Anka Kuşu gibi alev alıp yok olacağımı söylüyordu bana. Bende en iyi bildiğim şeyi yaptım. Direksiyona geçtim . Ama fark ettim ki gücüm yoktu. Sanki tüm gücümü kullandığımda o araba bir kaplumbağa ile yarışamayacak hızdaydı. Ağlamak istiyordum. Ama göz yaşım yoktu. Müzik açtım. Sezen Aksu – Sen ağlama ! WHAAAT ! Bu kadar iyi niyet fazlaydı. Sonra bir an dingin ruhum geri döndü . Evet ağlamasındı. Nasıl ağlamasındı. Ağlasındı. Kendini yerden yere vursundu. Hayır ağlamasındı. Ee bende ağlamıyorum. Tek bir damla göz yaşını hak etmedi mi bunca yaşanan zorluk. Karşı koymuşluk. Hak edilmeyen çok fazla şey vardı yeryüzünde . Bunu düşünecek zamanım yoktu .

Üstüme aniden gelen dinginlik ile yanımda yürüyen kaplumbağaya el sallayıp gaza biraz daha bastım. Tüm bunlar olurken paralel evrende sadece 7 dakika geçmişti. Benim evrenimde yüzyıl.

Tek istediğim yatağıma yatıp biraz sakinlemekken , ben karşılaşma ihtimalini yok etmek için evimden dışarı atmıştım kendimi. Telefonuma baktığımda cevapsız çağrı mezarıydı. Tabbbbi ki açmayacaktım o telefonu . Gitmem lazımdı çok uzaklara. Ama vücudumda yazdırdığım iki özgürlük dövmesi kadar özgür değildim. Olamıyoruz. Gidebilme ihtimali ile ailene yapacağın açıklamayı , maddi yönünü ve nereye gideceğini düşünmek zorundasın. Sanırım beni en çok etkileyen maddi yönüydü. Bu her şeyi sonuna kadar hak eden ilişki yüzünden 1 ay önce çok sevdiğim işimden çıkartılmıştım. Onlar beni o kadar çok sevmemişlerdi demek . Bende sadece bulunmayacak bir yere gittim. Uçakları izlemeye ….

İçlerinde olmayı hayal ettim bir süre sadece . Belki farklı bir hayatım olabilirdi. Neyse ki bu tek bir ihtimal ile kaybettiğim bir şey değildi. Bir uçağı uçurabilmem için gerekli olan maddeleri karşılayabilme tik sayım, 7 büyük günahtakinden daha azdı. Cehennemin dibine tam bir şeytan olabilirdim ama bir pilot olup bu uçakları uçuramazdım. Ne yazık diye düşündüm. Tek bir hayat hakkın var ve ben uçakları sadece aşağıdan izlemek zorundayım diye düşünürken bir korna sesi ile irkildim. Bir asker aracı çitlerin arkasında durmuş kornaya basıp ” devam et ” diye bağırıyorlardı. Dostum ben az önce kendimi şeytan ilan ettim ve ilk günahım arabayı askeri bir bölgede kenara çekip uçakları izlemek mi ? Tam bir şeytan gibi ” tamam” diyerek uzaklaşmıştım. Tebrikler yerimden edilecek bir evim yurdum kalmayınca kendimi bir Avm ‘ye attım . Daha bol ne var ki ! Madem zorluklarımdan kaynaklanarak madem bir yolculuğa çıkamıyorum ben de dedim ki zamanında (artık) eski sevgilim  daha eski sevgilimden olan fotoğrafları görmesin diye değiştirdiğim bilgisayarımın şifresini unutunca 5 aydır yatan bilgisayarımı tamir ettirmek yerine , seyahat masraflarının 5 mislini ödeyerek yeni bir bilgisayar alayım. Muazzam bir stratejik hamle.

2 Gün Sonra..

Sonra kendimi sizlere bugünü mü yazarken buldum. İyi mi yaptım . Kesinlikle evet.

Şimdi kucağımda bilgisayarımla , sevgilimi uğurlayalı 45 dakika olmuş ve Sex And The City izliyorum. Şimdi bunca şeyin üstüne bu duruma nasıl mı geldim ?

Affedebilmek. Bir sonraki hikaye

Tinder : Offline

Boyfriend : Love.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s