Ben sokak kedisi gibi sürtünüp yerde Komşunun kızı kampta sporda stepte

Size ilk aşkımdan hiç bahsetmiş miydim ?

2011 ..

Ben yazlık ve küçük bir semtte büyüdüm. Ailem memur olduğu için biz bu semtin ev sahibiydik. Yani hem yazlıkçısı hem de kışlıkçısı. Yazın misafirler gelirdi bahçeli evlerine yerleşirler , şehir hayatından uzak olmanın tadını çıkartılardı. Tabi bizlere de gün doğardı. Herkesin senelerle beraber ne kadar değiştiğini analiz etmekle başlayan yaz , deniz , kum , güneş ve yeni aşklarla okulların açılacağı son cumartesi gününe kadar devam ederdi. Pazar öğleden sonrası gibi hepsi gider ve biz okulların kapanacağı tarihe kadar bu semt ile baş başa kalırdık. Bazıları ertesi gene gelmezlerdi. Onun yerine hep bir başkası gelirdi. Ya da mutlaka bir gurbetçi kuzen belki flört dahil olurdu aramıza. Derlerdi ki Onlar orada çok eğleniyorlardır da aslında işte buranın da havası güzelmiştir. Her gelenden bunu duyardık. Çünkü hep Avrupadır gurbet. En azından ben Zanzibardan gelen bir gurbetçi bir tatilci ya da kuzene rastalamadım. Yettiği kadar ingilizce ile sohbet etmeye çalışırsın. Hatta eğer görev edindiysen konuşulanları çevirmeye kalkarsın ve o sana emanettir artık , Türklerin misafirperverliğinin şanını korumakla ve nesillere aktarmakla yükümlüsündür . Ta ki çevirmenliğin verdiği coolluk masada ki tüm geyikten seni uzaklaştırana kadar. Ve bir anda o yokmuş gibi muhabbete dönersin çünkü asıl güzel olan geyiktir ! Yaz işte. 20’li yaşların başı hayatın bir çok açıdan güzel olduğu yıllar. Aşklar tatlı , sorumluluklar tatlı. Hatta tek sorumluğun muhtemelen okul açılana kadar ertelenmiş durumda. Bir de akşam yemeklerinde evde olmak gibi yazısız kurallar vardır .

Ee tabi biz de kazandık üniversiteyi. Bir cumartesi öğleden sonra sevinç çığlıkları ile terk ettik bu semti. Bizi bırakıp dönen ailemizin ardından yaşlı gözler ile kalmamız da yaklaşık 20 salise falan sürdü. Sonrası yeni bir hayat. Yeni aşklar , yeni arkadaşlar. Yani ben , keyfim ve kahyası artık bu yol bizim yolumuzdur diyerek ilk yanlış aşklara doğru gözümüz kapalı koştuk. Kimimiz kızıl bir saç ile tamamladı bu yolu , kimimiz kelebek dövmesi ile. Hazırlık sınıfa başladık. Kendimizi bir sene boyunca ders çalışarak çok yorulduğumuza ve bu sene dinlenme senemiz olduğuna da inandırmamız ile gelsin sorumluklardan uzak bir hayat. Ve hazırlıktan kaldım. İlk falso. Neyse önümüzde uzun bir yol vardı elbet başka bir sınavda geçerdim bu hazırlığı nasılsa zorunlu değildi.

Geçemedim.

Yaş : 20 Boy : 1,55 Giyim : Bikiniden ibaret

Üniversite hazırlığı bitirdiğim yazdı. Rüştümü ilan etmek için savaş verdiğin yaşlar yani .Sanıyorsun ki ailenden uzakta üniversitede geçirdiğin o özgür zamanlar yaz aylarına aile yanına dönünce de devam edecek. Uzakta bir hayat kurduğunu zannediyorsun tabi. Artık özgürsün ve kendi kuralların geçerli bunu da herkes anlayacak !!

Anlamayacaklar. Ben peşin peşin bunu buraya yazayım da olur da üniversite öğrencisi bir okuyucum olursa bir gün anlasın. Savaşmaktan vazgeçme. Zamanı henüz gelmemiş olabilir. Ama pes ettiğin anda ipleri başkalarının eline verirsin. Bu senin , bu benim , bu bizim hayatımız. Zamanı gelmemiş olması savaşı bırakman gerektiği anlamına gelmiyor.

Tabi zamanı gelmediği için tüm arkadaşlarım gece 12 – 1 gülmeye eğlenmeye devam ederken benim eve dönüş saatim 10.30du. Kendi insiyatifim dahilinde 10.35 gibi eve dönebiliyordum. Çılgınlık işte ! Yaklaşık 10.35 gibi bedenen evde ruhen Beach Clupta eğlenmeye devam ediyordum. Bu süregelen yıllarda saat 11 – 11.30 – 12 veeee anahtarım var merak etmeyin ile devam edecekti . Şimdilik bunlar tatlı birer ütopyaydı.

Daha yirmili yaşların en başında olduğum için belli bir ergenlik kırıntıları kalmıştı. Yaşadığım aşklardan nasibimi alıp hayatın sillesini yediğimi düşündüğüm zamanlar. Büyük aşklar yaşayıp ortalama iki günde hoop yeni aşklara yelken açtığım yıllar. Geceler boyu ağladığım büyük aşklarımı ortalama 48 saatte sildiğim yıllar. Heeey gidi gençlik . Hayatın belli bir derse ihtiyacım olduğunu ve küçük tatlı dersler için plan yapmaya başladığı zamanlar yaklaşıyordu. Ve ben bunları hiç bilmeden her gün biraz daha siyahlaşan tenim ve sararan saçlarımla kumsallarda salınmaya devam ediyordum.

Sonrasında uzunca bir süre adını kendi adımdan daha çok anacağım ve kendimi bulacağım bir aşka adım atacaktım. Çok mutlu olacaktım. Çok çok sevilecektim ve en mutlu olduğum anda terk edilecektim. Hadi başlayalım..

Yine sahilde toplandığımız bir gündü. Yaklaşık 7 – 8 kişiydik. Gençliğin en ciddiyetsiz konularında 40 derece sıcakta kavruluyorduk ve çok keyifliydi. O gün oraya en yakın arkadaşımın sadece sima olarak tanıdığım arkadaşları da gelecekti. Bunlardan biri de Bay Maymundu. Azıcık maymunlara benzediğini daha sonra fark edecektim. Bundan sonra ondan Bay Mi olarak bahsedeceğim. Beraber uzun seyahatler yapacağız. Karda sevişeceğiz. Kitaplar göndereceğiz birbirimize posta ile. Her hafta sonu Ankara – İzmir yolunu arşın arşın arşınlayacağız. Her hafta aynı gözyaşı ile vedalaşıp , aynı aşk ile kavuşacağız. Sonra bir anda terk edilip gecelerce ağlayacağım . Senelerce o ilk gün gördüğüm adamı bulmak için onun yolundan devam edeceğim.Sevdiğim adamı gördüğüm son gün terk edildiğim günmüş. Onu bir daha asla bulamayacaktım. Sadece çevresinde , dönüştüğü adamı benimsemek için etrafında olacaktım.

Bay Mi , kuzeni ile beraber sahile geldi. Kalabalık bir gruptuk. Geldiği andan ‘ o an ‘ a kadar aramızda bir şey olabilme ihtimalini hiç düşünmemiştim. Ta ki o aşık olduğumu anladığım ana kadar. Bay mi yanımda bir minderde oturuyordu bende onun yanında bir alçak bir sahil sandalyesindeydim. Şuan ne konuştuğumu hatırlamıyorum. Bir şey anlatıyordum. Bay Mi ye döndüm. O an da çok değişik bir şey oldu. Göz göze geldik. Değişik olan göz göze gelmemiz değil. O an yaşadığımız şeydi. Bana hediye ettiğin bir kitapta adımın anlamının aşkı ilk fark ettiğin an olduğunu yazıyordu. Tabi ki isim veremeyeceğim ama o an bu andı. Ve sanki o geçen bir saniye bir ömür kadar uzun sürdü. Cümlemi bile bitiremedim. Kafamı çevirdiğimde gülümsüyordum. O da sanki gülümsüyordu. Bu anı geçen 10 senede hiç unutmayacaktım. Bir 10 sene sonra sonrası için de garanti veremiyorum. İkimizde farkındaydık olan şeyin. İnanılmaz bir andı. İlk bakışta değil ama bir bakışta aşık olmak. Bir saniye almıştı hayatıma dahil olman. Ve sende bu kadar istekli olduğun için çok güzel bir yol alacaktık beraber. Gençliğin verdiği hatalar ve kıskançlıklarla beraber bir birimize illa ki hatalar yapacaktık. Daha büyük olsaydık daha uzun süre alır mıydı beraber kalmamız acaba ? Ya da çocuk olduğumuz için , ilk aşk olduğumuz için mi güzeldi her şey ?

Numaralarımızı aldık bir birimizin. Gelen ilk mesajın heyecanı , yüzlerde gülümseme . Anneme bile sarılmıştım hatırlıyorum. Hatta daha sonra aşkla aramdaki bağı fark edeceğim o şey. Üç tane uçuk çıkarmıştım. Aşktan korkuyordum. Aşkı ne kadar seviyorsam için için her seferinde öyle korkuyormuşum ki ben ne zaman aşık olsam uçuk çıkardım. Bunu fark hayatta iki kere deneyimleme şansım oldu. Ama tesadüf deyip görmezden gelmemin kimseye bir faydası olmayacak biliyorum.

Bir kaç gün daha arkadaş ortamında beraber geldik. Yüzlerimizde utanç dolu gülümsemelerle mutluyduk. Bir akşam yakın arkadaşımın annesinin şarap evinde yine hep beraber bir araya geldik. Bir kaç gündür süregeldiği gibi yan yana oturuyorduk. Kollarımız bu sefer birbirine değiyordu ve birbirimize bakıp gülümsüyorduk. N bize bakıp size önemli bir şey anlatıyorum diyerek uyarıyordu ama anın büyüsüne kapılmıştık. Mutluluk sarhoşu olmak için bir kadeh şarap yetmişti. Sarhoş olup bir birimize açılmak için geçen süre yaklaşık 25 dakikaydı. Ve hayatıma resmi olarak girmişi. Sonra saat 10.25 oldu. Eve dönüş zamanıydı. İşin içine aşk girince herkesle iyi geçinmek istiyorsun. Anneme bile hal hatır sormak , sarılmak istiyordum. Beni eve bırakacaktı. Bulunduğumuz yerden eve gitmek ortalama 80 KM hızla 10 dakika falan sürüyordu. Ama biz 40 Km hızla gidiyorduk. El eleydik. Vites bile değiştirmek istemiyorum diyordu. Onun mutluluğunu hatırlıyorum. Kendi mutluluğumu hatırlıyorum. Tek problem yazın bitiyor olmasıydı ve bizim ayrı şehirlerde okuyacak olmamızdı. Benden bir yaş küçüktü. Ve Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini kazanmıştı. Bir kaç hafta sonra günün neredeyse tamamını beraber geçirdiğimiz ilişki artık bir uzak mesafe ilişkisi olacaktı. Ve oldu.

Ankara – İzmir yollarını her hafta arşınlayacağımız günlerimiz geldi. Her Hafta ! 1 senelik bir ilişki sonunda her Cuma akşamı otogarlarda geçen kavuşmalardı bizimkisi. İlk günkü kavuşmalar vardı elimizde. Çocuksu bir sevda ile yılların bizi koparamayacağına inanmışlıklarımız vardı. Fazlası ile inanmışlıklarımız. Çocuk kavgalarımız. Herkesin aşkı farklı tartma yöntemi vardır. Kimi fedakarlıklarıyla aşıktır mesela. ” Sen bana bunu yaptın ama ben buna rağmen sana bir şey söylemedim. Başkası olsa böyle olmazdım. Öyle seviyorum çünkü seni ” , ” ben senin için buraya geldim ” , ” Ben senin için gitmedim “. -Senin için – . Kendimize ve karşımızdakine aşkı böyle anlatırız genellikle. Ya da ben çokta sağ elin yaptığını sol el bilmeyecek taraftarı bakmadığım için ilişkilerimde -senin için-lerim çok fazladır. Benim kendimi tartma yöntemim ise ” hayatımın sonuna kadar ondan başka birini isteyecek miyim ? ” sorusudur. 21 Yaşımda kendimden çok emin olduğumu düşünüyordum. Evet ondan başkası olmasındı. Ailelerimiz bile dosttu. Hoşçakalsındı flörtöz ben. Hoşçakalsındı yeni aşklar. Bu sondu. Artık mutlu sona koşabilirdim. İstediğim her şey oydu. Ve ben bulmuştum.

Diye düşünüyordum. Bu daha başlangıçtı. Ama yaşadığım hayal kırıklığının etkisini bir kaç sene kadar atamayacaktım. Her neyse şimdi kötüyü değil iyiyi konuşmamız gereken yerlerdeyiz henüz.

Bu kısım güzeldi. Hayatımda gerçekten mutluluğa en yakın hissettiğim zamanlardı şimdi düşününce. Küs olduğunda bir posta ile gelen bir kitaptı. İçinde bir kaç cümlesi çizilmiş bir kitap. O zamanlar sadece sevgi yetiyordu. Çünkü bakmam gereken tek yer orasıydı. Sonra hayatımda çok değişecekti. Farklı zamanlarda yazdığım yazılarda belirttim bunları. Ama her şeyin kırılma noktası burasıydı. Bu ilk aşktı. Ve dostluktu. Birbirinin hem en iyi arkadaşı olmanın hem de sevginin tadını yaşıyorduk. Beraber gülüyorduk . Gelecek planları yapmıyorduk çünkü herşey hazırdı. Bu kesin bir sondu. Zaten evlenecektik. Tek engel üniversitelerin bitmesini beklemekti. Sonrası zaten zeytinyağından kıl çeker gibi gelecekti.

Gelmedi. Bir seneyi otogarlarda , tren garlarında bitirmiştik. Bütçe düşüncesi ile gitmemiz gereken haftalarda da sürprizler ile yine bir aradaydık. Çok zordu. Derslerime daha sıkı çalışmam ve bir sonraki sene yatay geçiş ile yanina gitmem gerekiyordu. Diğer hali fazlası ile maliyetlidi. Ders çalışmak daha ucuzdu. Haftanın beş gününün ikisi İspanyolca diğer ikisi ingilizce kursları ile geçiyordu. Kalan saatlerimde de özel ders verip en azından yol paramı çıkartıyordum. Çünkü aşktı bu . Her şeye rağmen , her şeyi feda etmeye değebilecek en çılgınca şeydi. Ders çalışıyordum. Hayatımda başarılı bir öğrenci olmaya en yaklastığım zamandı sanırım. Çünkü sevgilimin yanına gidecektim. Ev falan tutacaktık ya işte. Mutluluğa çok az kalmıştı. Hayır mutluluk o andı. Zaman geçince değil o anda mutlu olmalıydım. Mutluluğu hep erteledigimiz yerlerde bekledik. Üniversite başlasın , okul bitsin , iş bulayım , evleneyim … Mutluluk hep bir yerlerleydi ve biz o sapağı hiç dönemiyorduk. Mutluluk her köşe basinda. Her şey mahvolduğunda dahi en azından bozulacak hiç birşey kalmamasını düşünebilmek fena fikir değil. Şimdi böyle düşünüyorum. 10 yıl geçti. En azından mahvolacak hiç bir sey kalmadı. Şahane değil mi ? Kaybedecek ne var ki daha fazla ? Her neyse konumuz bu değil. Konumuz ilk aşktı. İlk bakış . İlk araba önü kestiğim , ev ve köy bastığım yerlerde var.Ama bunlar çokta tatlı değil buralara gelmemize çok az daha var. Çünkü ilk ask ask acısı gerçeği ile herkes gibi bende yüzleştim.

Ve yine yaz geldi. Birbirimize ask mektupları yazarak geçirmiştik bir bir seneyi. Eskilerden , masum günlerden kalma bir aşkımız vardı. Çok fazla eğlenecegimiz bir yaz gecirecektik. Küçük bir seyehate çıkacaktik. Yeni yerler keşfetmeye karar verdiğimiz 45. Dakika da arabayı çamura saplayıp çekici tepesinde eve dönecektik , sarhoş olup denizde taklalar atacaktık. Ve sen bir gün kuzeninle bir kaç gün tatile gitmeye karar verecektin. Herşey burada başlayıp burada bitecekti.

11.Agustos 2012

Birlikte olmaya başlayalı tam bir yıl olmuştu. O günü beraber geçirmek için su parkına gitmeye karar vermiştik. Romantik değildi ama o benim en iyi arkadaşımdı. En çok güldüğüm arkadaşımdı. O günde tam da öyle oldu. Mutluluktan mi yoksa en iyi dostumu kaybedecegimi hissettiğimden mi bilmiyorum o parkın ortasında hüngür hüngür ağlamıştım. En iyi arkadaşımı kaybedebilme ihtimalimi hiç düşünmedim. Belki hissettim. Ertesi gundu yolculuğu. Sadece bir kaç gun. Ne vardı ki bunda ? O tatil seni benden alıp gitti Bay Mi. Yıllarca arasam da , yıllar sonra bulsam da seni bir daha hiç bulamadım. O bir kaç gün en iyi dostumu çalmıştı benden. Nefret ettim bir süre o gittiğin yerden. O son güldüğümüz yerden de . Büyüdüğümüz yerden de. Herseyden. Gezdigimiz hiç hir sokağı affetmedim. Hiç bir otogarı sevmedim bir daha. Senden nefret edemezdim. Bende tüm sokaklara kızdım.

Gittiğin günün aksamindaydın. Ne yapıyorsun diye sordum. Balkonda oturup içiyoruz dedin. Tamam dedim kapattım. Hemen ardından aradın beni tekrardan ama telefon yanlışlıkla aramıştı sesler geliyordu. Kalabalık bir yerdeydin. Bana yalan söylemiş olabilir miydin ? İnsan arkadaşına yalan söyler mi ki ? Seni aradım yalan söylüyorsun bana telefonundan duydum dedim. Mesela nerede olduğu degildi. Sadece neden yalan söylediğiydi. Neden sana kızdığımı anlatamayacak kadar hızlı ördün seni sonsuza kadar benden ayıran duvarları. Panik ile bağırdın çağırdın kapattin telefonu. ” İstemiyorum artık ayrılalım ” dedin. ?????

Ama biz daha dün gülüyorduk yanlış mı hatırlıyorum. Tanrım kafayı yiyorum sanki diye düşündüm. Anlayamadım sana ulaşamadım. Bana öyle kalın duvarlar örmen sanki bir kaç saniyeni almıştı. Yıkamamam bir ömür. O gece gittin benden. Ben olanları anlamaya çalışırken pijamalarimla sokakta ağlıyordum. Öyle çok ağladım ki. Hiç bir damla geri getirmedi seni bana. Geçici diye düşünerek yıllarca uykudan kalkıp telefonuma baktım. O gün geldi mi diye. Hiç gelmedi. Tek bir an bile.

Ertesi gün olanı biteni anlamak için en iyi arkadaşının yanına koştum. Çaresizdim. Araba kullanırken bir anda kredi kartını bende unuttuğun aklıma geldi. Nasılsa almak için geri dönecektin o zaman konuşabilirdik iste. Güldüm. Gülmedim kahkaha attım. Hersey normale dönmüş kadar mutluydum. 10 yıl gecti. O kartı hic almaya gelmedin. Hala saklarım bir köşede. İptal ettirecek kadar veda etmiştin bana. Tatilden dönmeni bekledim. Seninle konuşmak için. Bundan sonraki yaklaşık bir ay boyunca her gece konuşmak için sana gelecektim ve sen her gece ben ağlarken arkanı dönüp gidecektin. Bu semti terk ettiğinde de kendimi bir Ankara Treninde uyanmış bile bulacaktım. Sen okuldan çıkıp yanıma bile gelmeyecektin. Seni böyle keskin kaybedişimi hiç kabullenemediğimden bu kadar zorladım. Sana ağladım , sana geldim. Aklım kabul etmiyordu artık bir de nefret etmeyi denedim , veda etmeyi denedim. Hiç biri olmadı. Sen uzunca bir süre daha benimle her yere gelecektin. Ve sen bunları hiç bilmeyecektin. Ben hep seni arayacaktım. Bundan seneler seneler sonra bile. Çünkü sen benim en iyi arkadaşımdın. Hayatımdan bu anı çıkışının hıncı ile çok kez gece kapına geldim , köyüne geldim. Annene sarıldım ağladım. Tek bir sorunun peşinde koşuyordum. Neden ?. Bunun tüm cevaplarını büyüdükçe kendi kendime buldum. Senden sonra sevdiğim bir adam vardı. Onun hakkında ilk duyduğum şey biraz Bay Mi ye mi benziyordu .Ben benzetemedim o an ama onu da cok sevdim. Çok iyi arkadaş oldum. Her içetigimde seni aradım , nasıl olduğunu merak ettim. Ta ki O hayatıma girene kadar. Ona bunca saygı duymasam belki yine arardım. Ama seni hiç unutmadım. İyi dostlar unutulmaz.

Böyle iste Bay Mi . Dolu dizgin bir gençlik aşkı yaşadık beraber. Bundan tam 3 sene sonra kavuştuk birbirimize. Sadece bir ay sürdü. Ve senin artık sen olmadığını anladığımda bu sefer ben terk ettim seni. Sonuçta eski sen yoktu. O zaman gerekte yoktu. Şimdi bu düşüncelerden 10 yıl uzakta yazıyorum bunları. Çünkü bu ilk aşktı. İlk acıydı. O zaman sorsan yüzyıl geçmiş gibiydi sensiz. Şimdi sanki hiç yaşanmamış gibi uzak. Neredesin , ne yapıyorsun bilmiyorum . Senelerce seni görmek için bayramları ve uzun tatilleri bekledim. Çünkü adresimiz hep aynıydı. Biz değişmiştik. Senden sonra çok defa gittim evinin önüne yine. Çok ağladım. Her geçişimde ışıklar yanıyor mu diye baktım. Sonra bakmayı kestim. Kafamı özellikle başka tarafa çevirdim. Sen bunların hiç birini bilmedin. Seninle küstüm , barıştım , sevdim , sildim. Sensizken biz çok fazla şey yaşadık beraber. Mektuplarım vardı sana hiç gönderilmemiş. Derim ya hep sanki yüzyıl geçti sensiz. Öyle çok şey sığdırdım. Ama senle ben bir adım öteye dahi gidemedik. En son sana iki sene önce bir gece ” evlenme ” yazmıştım. Ümidim olduğundan mı acaba hala. Keşke öyle olmasa…

Bak Köfte , bizde yaşadık bu şekilde sebepsiz terk edilişler. Dedim ya dünyanın kendi dengesi var. Ben de hak etmemiştim. Sen de . Ama büyüdük. Bunlarla büyüdük. Ve bir gün ikimizde acılarımızı tanıyan birileri ile birlikte olacağız. Belki bu sefer en az acılı son bu olur.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s