Adanmış aşklar yaşar hep ölürüm derdim ama ölmezdim………..ŞİMDİ BAŞKA BAHARA…

Hadi bakalım asıl şimdi başlıyoruz.

Uzun ilişkiden çıkma evresi.

Tinder : Online

Boyfriend : Offline

Herkes hayatta kendi acısını dindirmenin farklı bir yolunu buluyor. Kimi kendini pinpon topu gibi oradan oraya atarken kimi bunu yaşamayı tercih ediyor. Acının geriye itildiğinde bekleyen bir dinamit olmaktan öte geçmediği kanaatindeyim. Ama bunu yaşadığında bununla yaşamayı öğrendiğinde mutlaka bir ışık kapısı açıyorsun kendine. Kaçmak ve savaşmak ikilisi aslında bu hepimizin bildiği gibi. Ben tahmin ettiğiniz üzere kaçmayı tercih edeceğim. Çünkü bu acı ile yüzleşmeye gücüm yok. Ayrılığın fragmanını daha önceden defalarca izledim defalarca bu noktalara geldim. Şimdi biliyorum ki önümde çok büyük bir engel var – kendim – .

Zihnime engel olamıyorum. Sanki doldukça doluyor , ağırlaştıkça ağırlaşıyordu. Zihnimin en derinine koyduğum hatıralar bile çıkıyordu sanki şimdi ortalığa. En derine gömdüğüm ne varsa yeryüzüne çıkmak için benimle savaşıyordu. Bunların arasından bir anı seçtim kendime…

Yatakta uyuyorduk. Birbirimize dönük . Her zaman hesapladığımız ama asla kestiremediğimiz ” ayrılık” tan bahsediyorduk. Gözyaşları içinde.. Hayatımın bir anına tutunmayı , hapsolmayı isteseydim eğer bu onlardan biri olurdu. Hayatımda aşık olduğumu ilk fark ettiğim “an” ın yerine koyamazdım belki ama bu anı ölürken bile hatırlamak isterdim. O an sanıyorsun ki onsuz olursam ölürüm. Sanıyorsun ki onsuz asla..

Her aşk önce kendi katilini bulur sonra kendi maktulünü yaratır. Bende seni tercih etmiştim. Katilimin sen olacağını bile bile yürümüştüm bu yolu. Ta ki sen beni o çatı katından aşağı atana kadar. Sen beni oradan aşağı itmiştin. Tüm bu aşkın tek suçlusu benmişim gibi. Tüm bu öpüşmelerin , sevişmelerin tek suçlusu benmişim gibi tekmeledin beni , ben düştüğümde. Yine de ölürüm sanıyordum. Can çekişirken izlemiştim gidişini.

Eskisi gibi acıtmıyor ama ben hatırlıyorum. Yüreğim düşüyor sanmıştım. Kalbim ellerimden bu sefer kayıp gidiyor diye düşünmüştüm. Gidecek tek bir yer , sığınacak tek bir noktan yok bilirsin. İnsan hayatta bir tek zihninden kaçamaz çünkü . Ondan saklanabileceğin , kafanı koyabileceğin bir yer yok. Susturamazsın , kurtulamazsın. Bu yüzden işte sığınacak hiç bir yer bulamazsın kendine. Kendini kaybettiğin o yeri arar durursun.

Biz seninle aramızda kurduğumuz bu bağı koparmaya çalışırken bile ortak bir nokta bulamadık. Sen en incitici şekilde giderken ben arkandan öylece bakakaldım. Öylece ama.. Ne gidecek bir yerim ne sığınacak bir yerim kalmıştı . Bir daha o kapıdan hiç girmeyecek olman ile savaşmam gerekiyordu. Yastıkta bıraktığın çukur ile savaşmam gerekiyordu. Çünkü ansızın yitirdim seni . Öyle diyordu Nazım’da..

" Ayrılık parmaklarımızın birbirine ilk değişinde başlamıştı çoktan
ama yine de ansızın yitirdim seni..."

Bizim hikayemizde böyle son bulmuştu. Başladığımız yerden , başladığımız sevgiden , aramızda tuttuğumuz o sımsıkı bağdan çok uzaklardayız şimdi. Seninle ben. Biz olabildiğimiz tek bir anı da yitirmiştik. Bizden bir toz bulutu bile kalmamıştı.

İclal Aydın’ı oldum olası çok sevmişimdir. Onun o naif duruşunu ve yazdığı satırlardaki acıyı gördüğümü onu anladığımı düşünmüşümdür hep. Her biten ilişkimin ardından onun kitaplarının arasına atmışımdır kendimi . Hepte benzer acılar yaşamıyor muyuz zaten ? Bazen sadece dozu farklı oluyor. Kalbinin sökülüp düşmesi ve sızı arasında gidip gelen bir acı bu ayrılık acısı. Ama bugün çok içten söylemek istediğim bir şiiri var İclal Aydın’ın.

“sana güzel bir yaz günü gelmiştim.
karlı bir sabahta gidiyorum.
beş mevsim yaşamışız beraber
beş mevsim bir “iç denizi” karartmaya yetti.
işte böyle sevgili…
biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi…
hiçbir nehir kavuşturamaz bizi.”

Kavuşamayacak olmayı kabullenmek ile başlıyor her şey. Yani en başta dediğim gibi artık önümde çok büyük bir engel var – kendim-. Şimdi ne kavuşturabilirdi bizi söyler misin ? Bizi bir daha eski mutlu (?) günlerimize ne döndürebilir söyler misin ? Sahi biz hiç mutlu olduk mu Bay V ? Biz birbirimizi tutku ile sevmek dışında hiç dost olabildik mi ? Biz seninle problemlerimiz dışında neyden konuşabildik ? Biz ne zaman ağız dolusu seninle gülebildik. Yine bir an daha geldi aklıma.

Seninle bir seyahate çıkmıştık. Arabada büyüdüğün şehre gidiyorduk. İkimizde heyecanlıydık. Mutluydum. Bana o günden sonra ne zaman “Benimle mutlu hissettiğin bir an söyle” desen o anı söylerim. Çünkü o an mutluydum. Biz vardık. Bir zamanlar en azından. Bir an ya da .

Düşünüyorum da ne çok engelin arasında beraber kalabildik. Ne çok engel bizi bir arada tutmaya yeterken , ne küçük su damlalarında boğulduk. Israr ettikçe biz beraber kalmaya günden güne ayrıldı parmaklarımız. Kavgaların şiddeti bile azaldı bir yerden sonra , sırt çevirmek daha kolay geldi.

Sonra bir gün fark etmeden son kez seviştik , son kez öpüştük , son kez sarıldık uyuduk seninle. Bunun son olduğunu bilseydik neler değişirdi diye düşünüyorum bazen. Daha mı çok sarılırdık birbirimize yoksa daha mı çok sevişirdik. Düşünsene artık bu yatağın sol tarafında sen olmayacaktın. Bir sabah son kez kaldırdın o başını yastıktan. O çukur son bir kez kaldı senin ardında. Yatağın sen tarafı son bir kez bozuldu o sabah. Bir sabah işte . Ne fark eder. Son bir kez açtın o buzdolabının kapağını bilmeden. O buzluğa hiç yiyemeyeceğin etler yerleştirdin bir akşamüstü. Hiç tadına bakamayacağın meyveler kaldı mesela. Bir daha hiç su veremeyeceğin çiçekler baktı arkandan bir sabah son kez. Söylesene sence kaç şeyi terk ettin giderken ? Yatak odasındaki gece lambasına bile veda etmedin mi sen giderken ? Her dönüşünde daha az kıyafetle yerleştiğin giyinme dolabına ? Mesela kışlıkların ne zaman veda etti bu eve . Giderken bir daha gelmeyeceklerini biliyorlar mıydı ? Bir yaz ayrılığı yaşayacağımızı hissettiler mi mesela ?

-Ben özlemedim ki seni kedi özledi – muhabbetine girmeyeceğim. Bende seninle birlikte terk etmeye çalıştım bu evi. Bu evde seni özleme ihtimali olan her şey ile bende vedalaşmaya çalıştım. Sen lanetler okuyarak çıktığın bu evin kapısından geri girmek için ne kadar çabaladın peki ? O buzdolabını bir gece ansızın açmak isteyeceğini düşünmedin mi mesela hiç.. Hiç incindiğini düşünmedin mi onca lanet okuduğun dolabı özleyeceğin.

Tabi ki düşünmedin. Senin de en büyük problemin buydu işte. Düşünmeden verilmiş ani kararlar ve içine sindirip harekete geçemediğin bir fırtınanın arasındaydı seni sen yapan . Seni de benden alan. Bu fırtınanın ortasında kaçmadan durmaya çalıştığım için bunca yaraladım sadece.

Velhasıl

Bazı acılar bakidir . Ve bazı aşklar çözümsüzdür. Bazı aşklar kördüğüm olarak dünyaya gelir. O küçük dünyaya sığdırdığın kadarı ile varsın orada. İmkansız yoktur aşkta. Çözümsüzlük vardır. Kitli kapıları açamazsın , mesafeleri geçemezsin. İstersen burun buruna uyu o iki ruh arasındaki mesafe açıldıkça , alan daralmaya başlar. Çarptığın duvarlar artar. Ve sen duvarlara çarptıkça yaralanırsın.

Şimdi bilmeden son kez dolunayı izlediğin bu balkonda tek başımayım. Gözüm yola kaymıyor değil geçer misin diye. Belki alışkanlık bilemiyorum. Gelmeni istiyor muyum… Belki çiçekler. Ama sen gelme..

Çünkü bazı aşklar çözümsüzdür. İmkansız değil..


Adanmış aşklar yaşar hep ölürüm derdim ama ölmezdim………..ŞİMDİ BAŞKA BAHARA…’ için 7 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s